Üst Düzey Yöneticiler Kimler?
Hayatımda birkaç an vardır ki, her şeyi değiştirmiştir. Bazen bir bakış, bazen de birkaç kelime. Ama bu hikaye, tam olarak ne zaman başladığını bilmediğim bir yolculuktan bahsediyor: Üst düzey yöneticiler kimler? Belki de bu sorunun cevabını öğrenmeye başladığımda, sadece iş dünyasına dair değil, hayata dair de birçok şeyi daha net görmeye başladım. O an, Kayseri’nin soğuk sabahlarından birinde, bir toplantı odasında başladı.
“O Anı Beklemek”
Her şey, sabah saat dokuzda başlayan o yoğun toplantıyla başladı. Müdürümüz bizi bir araya topladı ve gündem maddelerini sıralamaya başladı. O sırada, içeride o kadar fazla insan vardı ki, kim kiminle ne konuştuğunu bile zor takip ediyordum. Ama bir şey vardı, o an bana çok farklı geliyordu: Müdürümüz, her birini sırayla sayarken, odadaki birkaç kişi hâlâ gerçekten “üst düzey yönetici” olmanın ne demek olduğunu sorguluyordu. En azından ben öyle hissediyordum.
İlk başta, bana göre bir “yönetici” kimdi ki? Kendi işinde en başarılı olan, her zaman doğru kararları veren, her zorluğun üstesinden gelen insan mı? O zamanlar, üst düzey yönetici diye bir şeyi sadece filmlerden duymuş ve böyle insanları “yıldız” gibi görmüştüm. Sanki gökyüzünden gelip, işleri sihirli bir şekilde düzelten varlıklardı. Ama o gün, her şeyin o kadar da basit olmadığını fark ettim.
Müdürün Konuşması: Bir Duygu Fırtınası
Müdür, yeni projeyi anlatmaya başladığında, odadaki hava bir anda değişti. Herkesin yüzünde “Bu projeyi alırsak çok büyük işler yapacağız” tarzı bir coşku vardı. Ama ben, tam o sırada, tüm odadaki havası değişen o tartışmalara tanık oldum. Çünkü müdürümüz, üst düzey yöneticilere hitaben şunu söyledi:
“İş dünyasında üst düzey yönetici olabilmek, sadece çok para kazanmak değil. Başarı, doğru zamanı ve doğru insanları bulmakla ilgilidir. Bugün sizlerle paylaşılan proje, yalnızca bu yüzden önemli.”
Ve o an, gözlerim dolmaya başladı. Benim için, hep hayal ettiğim ve “kesinlikle çok güçlü insanlar” dediğim üst düzey yöneticilerin, aslında yalnızca birkaç doğru karar almakla tanımlanabilecek bir noktada olduklarını fark ettim. Onlar da hatalar yapabiliyor, riskler alabiliyor ve aslında “insan” olmaktan çıkmıyordu. Ama o kadar büyülü bir havası vardı ki, bu insanların yönettiği işler, hep daha büyük, daha parlak görünüyordu.
İçimden “Gerçekten, bir insan böyle bir yere nasıl gelir?” diye geçirdim. Hâlâ o eski hayallerimi bırakmak istemiyor, ama gerçeklerin farkına varıyordum.
“Bir An İçin Her Şey Değişiyor”
Bir sonraki gün, işler gerçekten hızlandı. Benimle aynı masada oturan ve gün boyunca bir sürü teknik detayı tartışan yeni bir takım lideriyle birlikte çalışmaya başladım. Kendisinin aslında sadece “bir takım lideri” olduğunu düşündüm. Ama o, takımın en zorlu süreçlerinde dahi sakin kalabilen, doğru zamanlamalarla her sorunu çözen biri olarak karşımdaydı. Konuşmalarında, diğer takım üyeleri de onun görüşlerini dinliyordu.
Bir gün, saatlerce süren bir projeyi final aşamasına getirdiğimizde, o liderin bana söylediği bir şey, hâlâ kulaklarımda çınlıyor:
“Bazen en iyi karar, ne yapmamamız gerektiğini bilmektir. Üst düzey yöneticilik, sadece neyi yapacağınızla değil, neyi yapmayacağınızla da ilgilidir.”
Bu söz, benim o güne kadar hep bildiğimi düşündüğüm “üst düzey yönetici” kavramını tamamen alt üst etti. Üst düzey yönetici olmak sadece büyük projelere imza atmak değil, bazen sadece beklemek ve izlemek, doğru zamanı kollamakla da ilgiliymiş. O an, bir insanın liderlik becerilerinin, sadece bilgiyle ya da beceriyle değil, sabırla ve doğru kararlarla şekillendiğini fark ettim.
Üst Düzey Yöneticiler Kimler?
Bundan sonra, üst düzey yönetici olmanın “görkemli” bir pozisyondan ibaret olmadığını, aksine çoğu zaman sessiz bir karar verme süreci olduğunu anlamaya başladım. O büyük insanları hayal ederken, sadece başarılı olmakla değil, aynı zamanda zor zamanlarda doğru seçimler yapabilmekle de ilgisi olduğunu fark ettim. Herkesin düşündüğü kadar kolay bir iş değilmiş aslında.
Bugün hala düşünüyorum: “Üst düzey yöneticiler kimler?” Belki de onlar, sadece kariyerinde birkaç büyük başarıya imza atan insanlar değil, zorluklar içinde durabilen, hatalarından ders çıkaran, gerektiğinde başkalarına da yol gösteren kişilerdir. Benim için artık, o ‘gizli kahramanlar’, sadece aldıkları yüksek maaşlarla değil, bir organizasyonu en zor dönemlerinde taşıyabilen, zamanı doğru kullanabilen ve sürekli gelişmeye çalışan insanlarla tanımlanır.
Belki bir gün ben de o noktaya gelir miyim? Şu an için bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Bir gün, kendimi her şeyin ötesinde hissedebilirim. Ama o an geldiğinde, liderlik ve yönetimle ilgili öğrendiğim her şey, belki de en büyük gücüm olacak.